Çaldıran Ajans -
$ DOLAR → Alış: 3,49 / Satış: 3,50
€ EURO → Alış: 4,18 / Satış: 4,20

Demirtaş, Olası Bir Seçimde HDP’nin Oy Oranını Açıkladı

Demirtaş, Olası Bir Seçimde HDP’nin Oy Oranını Açıkladı
  • 07 Eylül 2016 - 21:18
  • 14.484 kez okundu

HDP lideri Demirtaş Rusya’nın Kürtlerle stratejik ittifak geliştirmesi gerektiğini belirtip “Suriye gelecekte federatif olacaksa bu federasyonun bir parçası da Kürt federasyonudur. Rusya bu konuda Kürtlere destek vermeli” dedi. Sputnik’e konuşan Demirtaş ABD ve Rusya’nın Türkiye’nin Cerablus operasyonuna çok fazla rıza göstermeyeceğini de savundu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Türkiye’nin Cerablus operasyonu, ABD ve Rusya’nın operasyona yaklaşımı ile Türkiye’de son dönemde yaşanan önemli gelişmeleri Sputnik’e değerlendirdi.

‘TÜRKİYE TÜKENMEKTEKİ ÖRGÜTLERİ DİRİLTMEK İSTİYOR’

Demirtaş’ın Sputnik’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle: Türkiye sizce neden Cerablus’a girdi? Türkiye’nin YPG’ye karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriyeliler IŞİD’den alınan Cerablus’a resmen geçmeye başladı 9 İki temel neden olduğunu düşünüyorum. Birincisi Kürtlerin orada hem siyasi bir iradeye dönüşmesini hem de Kürt bölgesinin tek parça haline gelmesini yani kantonların birleşmesini engellemek. Bunu zaten açıkça söylüyorlar, gizlemiyorlar. İkincisi de, orada artık can çekişen, son nefesini verme noktasına gelen IŞİD’e takviye yapmak istiyorlar. Çünkü uzun süredir, uluslararası kamuoyunun baskısı ve Suriye’deki imkanların da kısıtlı hale gelmesi nedeniyle Türkiye IŞİD’e destek olamıyor. Kanal kapanmak üzereydi. Şimdi, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı altında, orada tükenmekte olan IŞİD, El Nusra, Ahrar-u Şam gibi örgütleri yeniden diriltmek istiyorlar. Çünkü bunlar Türkiye’nin oradaki tetikçileridir. Evet, Türkiye ordusu bugüne kadar Suriye’ye girmedi fakat ÖSO üniforması adı altında, Türkiye adına savaşan bir sürü radikal grup oluştu. Bu iki nedenle Türkiye, Cerablus’a girdi.

 

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Kürt düşmanlığı yaparak Erdoğan’ın kendini dünyaya kabul ettirmesi mümkün değil. Dikkat edersiniz bunu aleni bir Kürt düşmanlığı şeklinde yapmıyor, mutlaka işin içine ‘Biz IŞİD’le de mücadele ediyoruz’ sözünü karıştırıyorlar” dedi.

‘ÖSO, ILIMLI MUHALEFET OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ’

IŞİD ile ÖSO arasında fark yok mu sizce?

 

Halep’teki otopsi uzmanı: ÖSO da El Nusra gibi öldürüyor IŞİD, Ahrar-u Şam, El Nusra ve benzeri örgütlerin tamamı ÖSO’nun içinden çıktı. ÖSO hala da kendi içinden bu grupları lojistik ve istihbarat olarak besleyen, askeri olarak besleyen bir yapıdır. ÖSO’nun tamamı IŞİD’tir diyemeyiz. Mutlaka ÖSO’nun içerisinde farklı gruplar da vardır. Fakat ÖSO’ya bir bütün olarak baktığımızda, ılımlı muhalefet olarak değerlendirmek de yanlıştır. Şu anda Türkiye’nin desteklediği ÖSO içindeki kanatların hepsi radikal cihatçı gruplardır. Türkiye ile ilişkili olan ÖSO eşittir radikal cihatçı gruplar diyebiliriz.

‘ORADAKİ KÜRTLERLE İŞBİRLİĞİ YAPARSA, O BÖLGE TÜRKİYE İÇİN TAMPON BÖLGEYE DÖNÜŞÜR’

Türkiye Cerablus’ta tampon bölge oluşturursa kalıcı olur mu ya da ne kadar kalabilir sizce?

 

Erdoğan’dan Obama’ya: Yönetiminiz YPG ile ilişkiyi tamamen kesmeli Türkiye sınır güvenliğini düşünüyorsa, bunun en önemli yolu Kürtlerle işbirliğidir. Oradaki Kürtlerle işbirliği yaptığı zaman, o bölge zaten Türkiye için bir tampon bölgeye dönüşür. Ama Türkiye’nin derdi tampon bölge falan değil, fırsat oluşursa, koşullar olgunlaşırsa orayı işgal etmek istiyor. Bu da hatalı bir politika olur. Siz Rusya ve ABD gibi küresel aktörlerden net olarak ne bekliyorsunuz? Bütün dünya Türkiye’nin Cerablus’ta ne yaptığını izliyor ve biliyor. Şu anda o bölgede karşılıklı bir denge söz konusudur ve bu dengeler kısa vadede bozulamaz. Özellikle Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “IŞİD’i durduruyorum” söylemine paralel olarak ya da yeni ÖSO adı altında, yeni grupları Suriye’ye sokmasına eminim ki ABD ve Rusya da çok fazla rıza göstermeyecektir.

‘KÜRTLERE KARŞI SAVAŞMAK ERDOĞAN’A BİR İTİBAR SAĞLAMAZ’

Türkiye hükümetinin iç politikada HDP’ye yönelik sert tutumu, dış politikada ise YPG/PYD karşısındaki pozisyonu sizce neyi hedefliyor?

 

Rusya’dan Türkiye’ye: Suriye’yi daha da istikrarsızlaştıracak eylemlerden kaçının Kürt düşmanlığı yaparak Erdoğan’ın kendini dünyaya kabul ettirmesi mümkün değil. Dikkat edersiniz bunu aleni bir Kürt düşmanlığı şeklinde yapmıyor, mutlaka işin içine “Biz IŞİD’le de mücadele ediyoruz” sözünü karıştırıyorlar. Erdoğan, sahada IŞİD’e karşı bir mücadele yürütmüyor ama uluslararası desteği sağlamak için görüntüde ‘IŞİD’le mücadele ediyoruz’ söylemini üretiyor. Yoksa Kürtlere karşı savaşmak Erdoğan’a bir itibar sağlamaz. Tam tersine Kürtler dünyada IŞİD’i durduran tek yerel güç oldukları için bugün Erdoğan aslında Kürtlere saldırmakla IŞİD’e destek vermiş oluyor. Bir itibar sağlamıyor bu Erdoğan’a, aksine itibarsızlaştırıyor, Ortadoğu politikasını yeniden dizayn etmek açısından da Erdoğan’ın elini güçlendirmiyor. Niyeti bu olabilir Erdoğan’ın. PYD’yi (Demokratik Birlik Partisi) durdurarak ‘Suriye’deki en önemli aktör Türkiye’dir’ mesajı vermek isteyebilir Erdoğan ama izlediği yol yanlış.

‘BU BİR TERÖR FAALİYETİ DE DEĞİLDİR’

Sizce Halk Koruma Birlikleri (YPG) geri çekilir mi?

 

PYD: YPG’li yabancı savaşçılara terörist muamelesi yapılacak demek akıl dışı Hayır, orada Kürtler kendi topraklarını savunuyor. Bu çok meşrudur ve bir terör faaliyeti de değildir. Tam tersine Türkiye hükümetinin yaptığı bir işgal hareketidir, gayrimeşru olan budur. Şovenist Türk duygularıyla, Kürtlerin topraklarını Kürtlere dar etme anlayışını biz meşru bir girişim olarak göremeyiz. Yerel bir gücü, halk gücüne dayalı bir öz gücü durdurabilecek hiçbir güç de yoktur. Bunu herkes biliyor. Türkiye de bunu biliyor, ABD de bunu biliyor. PYD’nin ve Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) oradaki varlığını sonlandırmaya çalışmak mümkün değil. Mümkün olsa bile gereksiz bir çabadır.

‘KİMSE YPG’Yİ SUÇLAYAMAZ’

HDP olarak YPG’nin ABD ile ilişkisinin nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Yıldırım’ın sözcüsü Akbaba: YPG saflarındaki Batılılara da terörist muamelesi yapılacak Benim YPG adına konuşma hakkım ve yetkim yok. Fakat bütün dünyada herkes kendi çıkarları için bir sürü ittifak yaparken kimse YPG’yi bazı ülkelerle ittifak yaptı diye suçlayamaz. Herkes kendi çıkarına bakar. Öz gücü olan kazanır. Öz gücü olmayanın arkasında ABD’nin tümü olsa da kazanma şansı yoktur. Sadece uluslararası güçlere dayanarak hiç kimse bir kazanım elde edemez. Orada yaşayan Kürtler, dünyanın batısına ya da doğusuna düşmanlık ederek yol kat etmiyorlar. Ne Rusya’ya ne Amerika’ya düşmanlık yapmıyorlar, Türkiye’ye de yapmıyorlar. Sadece kendi haklarını istiyorlar, kendi topraklarında özgürce yaşamak istiyorlar. Buna destek veren, saygı duyan Amerika da olsa Rusya da olsa Kürtler bundan memnun olur. Çünkü Kürtler bir düşmanlık yaratmak istemiyorlar. Herkesin geleceği hesaplarken şunu görmesi lazım: Asıl olan oradaki bölge halklarıyla iyi ilişkiler geliştirmektir. Araplarla, Kürtlerle, Türkmenlerle, oradaki dini farklı gruplarla işbirliği bence bütün işbirliklerinden daha kıymetlidir. Oradaki yerel halklar kurtarıcı olacaktır.

 

Rusya’nın Suriye’deki terörle mücadele operasyonları için Demirtaş, şu değerlendirmeyi yaptı: “Rusya başından beri Suriye meselesinde taraftır, tarafsız bir ülke değil. Rusya, IŞİD’e karşı etkili bir mücadele yürüten bir ülke aynı zamanda.”

‘RUSYA, ABD’YE GÖRE DAHA NET TAVIR SERGİLEDİ’

Türkiye’nin Cerablus operasyonuna Rusya’dan tepki geldi. Rusya’nın yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘TSK, Cerablus operasyonu için onay aldı ama Rusya uyarıyor’ Rusya başından beri Suriye meselesinde taraftır, tarafsız bir ülke değil. Rusya, IŞİD’e karşı etkili bir mücadele yürüten bir ülke aynı zamanda. Hal böyleyken bugün Türkiye’nin IŞİD’i güçlendirecek bir operasyona girişmesine Rusya tabi ki tepki gösterir. Önemli olan, Suriye’de çözüme doğru giderken, Kürt bölgesinin ve Kürtlerin oradaki gücünün kalıcı olduğunun ve buna saygı duyulacağının şimdiden netleşmesidir. Bu konuda bir netlik ve tutarlılık yok. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Cenevre’de PYD’nin de masada olması gerektiği konusunda daha açık bir tutum sergiledi. ABD bu konuda daha ikircikliydi. Fakat oradaki Kürt bölgesinin kalıcı olduğunu ve bunun değiştirilemeyeceği realitesini herkesin görerek bir politika üretmesi lazım. Herkesten önce de Türkiye’nin bunu görmesi, kabul etmesi ve saygı duyması lazım. Günübirlik açıklamalarla geçiştirilecek bir süreç değil. Rusya, Türkiye’nin işgal operasyonuna kısmen tepki gösterdi ama dediğim gibi önemli olan kalıcı çözüm için kimin ne dediğidir.

‘BÜYÜK GÜÇLER ÇÖZÜMÜ KOLAYLAŞTIRMALI’

Rusya’nın Suriye’deki Kürtler için kalıcı bir çözüm üretebileceğini düşünüyor musunuz?

 

FT: ABD, Suriye’de güvenli bölge istemiyor Bence Suriye’deki kalıcı çözümü Suriye toplumu kendisi çözüm üretecektir. Bütün büyük güçler de bunu kolaylaştırmalıdır. Asıl olan Suriye’deki toplumun nasıl bir çözüm istediğidir. Suriye halklarının iradesi önemlidir, kendi geleceklerini kendileri belirlerler. Bizim Rusya’dan ya da ABD’den ya da Türkiye’den isteyebileceğimiz şey buna saygı duymaları ve bunu kolaylaştırmaları olmalıdır. Herkes Kürtlerin statüsüne saygı duyduğunu şimdiden açıklamalıdır. Orada bir Kürt bölgesi olacak. Rusya bu konuda tavrını netleştirmelidir. Diyebilmelidir kir ‘Geleceğin Suriyesi federatif bir Suriye olacaksa, bu federasyonun bir parçası da Kürt federasyonudur.’ Rusya bu konuda destek vermelidir Kürtlere. Kastettiğim bu.

‘RUSYA, SURİYE’DE KÜRT REALİTESİNİ GÖRÜYOR’

Sizce Rusya Kürtlerle nasıl bir siyasi ilişki geliştirmeli?

Rusya-Türkiye normalleşme süreci ve Suriye: Cihatçılara karşı Kürt kartı Şimdi Rusya Suriye politikasında bir Kürt realitesini görüyor fakat daha çok Şam’ın çıkarlarına öncelik veriyorlar. Ben bunun yanlış olduğunu onlara da söyledim. Yeni yüzyılda Kürt halkı artık vardır. Bizim Rusya hükümetine önerimiz ancak şu olabilir. Varlığı ve kalıcılığı netleşmiş olan Kürtlerle daha ilkeli ilişkiler geliştirmelisiniz. Kürt halkını konjonktür gereği desteklemekten vazgeçip stratejik bir ittifak geliştirmelisiniz. Bu Ortadoğu barışına da katkı sunacaktır. Ben Rusya’da Dışişleri Bakanı ile görüştüğümde şunu açık söyledim: Evet geçen yüzyılda Kürtlerin devleti yoktu ama Kürtler de boş oturmadılar. Örgütlendiler, kendilerini eğittiler, bilinçlendiler ve ordular kurdular. Onun için Rusya’nın artık bunu görmesi lazım ve buna göre Kürtlerle politika geliştirmesi lazım. Şimdi de aynı şeyleri söylüyorum. Rusya Kürtlerle stratejik bir ittifak geliştirmelidir. Bizim isteğimiz bu doğrultudadır.

‘KÜRTLER ORTAK HAREKET KONUSUNDA MESAFE ALMALI’

‘Rojava Peşmergeleri’, Irak Kürdistan Özerk Yönetimi bölgesinde duruyorlar. YPG/PYD ‘Peşmergeler Rojava’ya geçerse çatışma çıkar’ diyor. HDP, iki Kürt gücü arasındaki bu duruma nasıl bakıyor?

 

Peşmerge komutanı Barzani: Genç ve deneyimsiz IŞİD’liler kaçıyor Biz Kürtlerin birlik haline gelebileceği her pozisyonu canı gönülden destekleriz. Fakat bir askeri taktiğin nasıl sahaya geçirileceğine dair HDP’nin bir bakış açısı olamaz. Bu askeri işbirliği sahada nasıl yürür, ona karar verecek olan biz değiliz, bu konuda bizim yaklaşımımız da olamaz. Biz Kürdistan Demokratik Partisi (PDK), Kürdistan Yurtseverler Partisi (YNK), Goran Hareketi, Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK), Demokratik Birlik Partisi (PYD), Suriye Kürt Ulusal Kongresi (ENKS) ve diğer Kürdistani hareketlerin hepsinin arasında diyalog olmasını ve işbirliği olması gerektiğini savunuyoruz. Böyle olmalı. Hem Rojava’da hem de Kürdistan bölgesinde. Türkiye’de de böyle olmalı. Kürdistani hareketler, ortak düşmana karşı ortak siyaset, ortak diplomasi, ortak ordu konusunda mesafe kat etmek zorundadırlar. Bunu parçalı duruşla geçiştiremez Kürtler. Bu tarihi süreçte vebal bütün Kürt siyasetçilerin boynundadır. Önümüzdeki günlerde bizim bu konuda bazı girişimlerimiz de olacak. Kürt hareketlerinin birbirleriyle yeniden ilişki kurabilmesi ve bazı sorunların çözülebilmesi hususunda bizim muhtemeldir ki, HDP heyeti olarak Erbil ve Süleymaniye’ye ziyaretimiz olabilir. Tarihi netleşmemek birlikte, bayramdan sonra diyebilirim.

‘KÜRT ULUSAL KONFERANSI’NIN YAPILMASININ ÖNÜ AÇILACAKTIR’

Kürt Ulusal Konferansı gerçekleşir mi bundan sonra?

Almanya, Peşmerge’ye silah sevkiyatını tekrar başlattı Biz çok arzuluyoruz. Görebildiğim kadarıyla Kürt hareketleri de bu konuda bir isteğe sahipler ama maalesef bir türlü hayata geçmiyor. Benim sizler aracığıyla bütün Kürt hareketlerinden özel bir ricam olacak: Bence birbirlerine artık basın üzerinden cevap vermemeliler. Kürdistan basını, Kürt hareketlerine ve liderlerine karşı kesinlikle çok saygılı bir dil kullanmalıdır. Sosyal medyayı kullanan Kürt gençleri de farklı partilere, farklı siyasi yapılara angaje olabilirler. Ama birbirlerine karşı saygıyı aşan hiçbir kampanyaya dahil olmamalılar. Kürt medyasında dilden başlayarak bir üslup sağlanmalı. İnşallah bizim çabamız, uğraşımızla da belki Kürt Ulusal Konferansı’nın yapılmasının önü açılacaktır. Sputnik aracılığıyla tekrar belirteyim, bütün Kürt medyasının ortak bir saygı dili ve üslubu tutturmasında fayda var.

‘2017’DE BİR SEÇİM OLABİLİR’

Seçimlerin erken tarihe alınması şu an gündemde. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Demirtaş’tan ‘erken yerel seçim’ çağrısı: Hodri meydan 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri Türkiye’de taşların yerine oturmasını sağlamadı. 7 Haziran bir fırsattı ama Erdoğan bunu siyasi bir darbe ile maalesef ki bloke etti. 1 Kasım seçimleri de kesinlikle demokratik bir irade ortaya çıkarmadı. Bir savaş ve şok ortamında hızlı sonuç almak istediği için antidemokratik bir seçim sonucu ortaya çıktı. Evet, Türkiye erken seçime gidecek ama bunun tarihini kestirmek zor. 2017’de bir seçim olabileceğini düşünüyorum doğrusu.

‘2017 VEYA OLASI DAHA ERKEN BİR SEÇİMDE HDP YÜZDE 13’TEN ÇOK DAHA YÜKSEK OY ALIR’

2017’de seçim olursa HDP 7 Haziran 2015 seçimlerinde yakaladığı başarıyı yakalayabilir mi?

Ben geçebileceğimizi düşünüyorum. 2017 veya olası daha erken bir seçimde HDP yüzde 13’ten çok daha yüksek oy alacaktır. Kamuoyu araştırmaları bunu gösteriyor. Türkiye’de medyanın yarattığı algıya bakmayın siz. Ben 1.5 yıldır hiçbir Türk televizyonuna konuşamadım. Yaptığım hiçbir açıklama haber yapılmadı. Dolayısıyla tek taraflı bir propaganda ile HDP’nin Türkiye’de siyaseten bittiğini zannediyor insanlar ama öyle değil. Biz tam tersine yükselişteyiz. Bütün anket ve araştırmalardan yola çıkarak HDP’nin 7 Haziran başarısını geçeceğini düşünüyoruz. Sizin bu sözlerinize göre HDP’yle ilgili ‘emanet oy’ söylemi geçerli değil… Bitti o artık. Çünkü o emanet oylar kalıcı oylara dönüştü. İnsanlar şunu gördüler: Biz en zor zamanlarımızda bile ilkelerimizden vazgeçmiyoruz. Bize en çok saldırı olduğu zamanlarda bile biz barış siyasetimizden ve dilimizden vazgeçmiyoruz. Bize en çok hakaret ve tehdit olduğu zamanlarda da korkmuyoruz, geri adım atmıyoruz. İnsanlar bu tutarlılığımızı gördüler.

‘BU DEVLET ŞU VEYA BU ŞEKİLDE KÜRTLERLE BARIŞMAK ZORUNDADIR’

Sürekli barış çağrısı yapıyorsunuz. Sizce çözüm sürecine dönüş ve barış çağrılarınızın karşılık bulması mümkün mü?

Hatip Dicle: 50 arkadaşımız süresiz, dönüşümsüz açlık grevine başlayacak Barış ve ateşkes, bizim için kalıcı bir ilke meselesidir. Silahların susmasını istemek, savaşın durmasını istemek sadece siyasi bir tutum değil, aynı zamanda bir ahlaki tutumdur. Partimizdeki herkes ahlaken de savaşa karşıdır. Normal şey sorunları masada diyalogla çözmektir. Çağrılarımız ve çabamız hemen sonuç bulmayabilir. Ama bu tür çağrı ve çabalarımız olmazsa barış ve ateşkes hiçbir zaman olmaz. Savaş çok uzun sürer. Şu an Türkiye hükümeti ateşkese cevap vermiyor, sadece KCK olumlu yaklaşıyor diye çağrılarımızdan vazgeçecek değiliz. Bu devlet şu veya bu şekilde Kürtlerle barışmak zorundadır. Savaş ve düşmanlıklar ilelebet sürecek gibi düşünmemek lazım. Birilerinin barış için uğraşması lazım. O biziz. Barış konusundaki tutumumuzdan koşullar ne olursa olsun vazgeçmeyeceğiz.

‘PKK KENDİNİ SAVAŞA DEĞİL BARIŞA YAKIN TUTMALI’

Cizre, Sur, Nusaybin başta olmak üzere pek çok yerde ortaya çıkan şiddet atmosferinden sonra müzakere adına bir ışık görüyor musunuz?

Şu anda ihtimal çok çok zayıf. Özellikle geçen hafta KCK’nin açıkladığı deklarasyona hükümetin Cerablus işgaliyle cevap vermesi, ‘Gaziantep katliamıyla cevap verilmesi müzakere ihtimalinin çok zayıf olduğunu zaten ortaya koydu. Müzakere dediğimiz şey öylesine büyülü bir kavramdır ki aniden ortaya çıkıp gelişebilir ve aniden hayata geçebilir. Bu hafta savaş olabilir ama bir bakarsınız haftaya müzakere ortamı oluşur. Bölgemizde koşullar, şartlar çok hızlı değişiyor çünkü. PKK de barışa hazır olduğunu sürekli tekrarlamalı bence. Bir defa söyleyip durmamalı. Kendi pozisyonunu savaşa değil barışa yakın tutmalı.

 

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Benim YPG adına konuşma hakkım ve yetkim yok. Fakat bütün dünyada herkes kendi çıkarları için bir sürü ittifak yaparken kimse YPG’yi bazı ülkelerle ittifak yaptı diye suçlayamaz” ifadelerini kullandı.

‘ÖCALAN, PKK VE HDP OLMADAN MÜZAKERE OLMAZ’

Hükümetin daha önceki açıklamalarında ‘yeni bir süreç olursa muhataplar değişecek’ şeklinde bir yaklaşım olduğu görülüyor. Size göre yeni bir süreç olursa hangi aktör öne çıkacak?

Öcalan’ı, PKK’yi, HDP’yi dışlayan hiçbir müzakere arayışının gerçekleşme şansı yok. Benim düşünceme göre bileşenler genişletilmelidir. Bununla sınırlı kalmamalıdır. Nasıl olabilir bu? ‘İdam yasası getirilirse Öcalan’a da uygulanabilir’ Örneğin parlamentoda bir çözüm komisyonu kurulabilir. Çözüm komisyonuna üye vermek isteyen bütün partiler eşit üye verir ve bu komisyon çözüm sürecini yürütür. İmralı’da kimlerin görüşme yapacağına, Kandil’de kimlerin görüşme yapacağına bu komisyon karar versin. Bu komisyon üyeleri bütün tarafları dinlesin. Kürt tarafındaki bütün siyasi partileri dinlesin. HDP’nin dışındaki Kürt partileri mi? Evet, tabi ki. HDP parlamentoda olduğu için HDP bu komisyonun bir üyesi olur. Bunun dışında, parlamento dışındaki bütün partilerin çağrılıp görüşünün alınması lazım. Çözüm sürecine bu partilerin dahil edilmesi lazım. Komisyon, İmralı’da, Kandil’de ve diğer partilerle görüşmelerden sonra bir rapor çıkarmalıdır ve bu rapor parlamentoya sunulmalıdır. Bu raporda çözüm önerilerini netleştirmelidir. Dolayısıyla parlamento çatısı altında işleyen bir çözüm sürecine dönüşür bu. Yeni müzakere süreci olacaksa bence böyle olmalı. Fakat bunun için tabi ki öncelikli olarak karşılıklı bir ateşkes olmalı. Taraflar yeniden çözüm sürecinin başlatılması gerektiğini ilan etmeliler ki parlamento devreye girebilsin.

‘DARBECİLER İMRALI ADASI’NA DA SALDIRI DÜZENLEDİ’

15 Temmuz’da Türkiye’de bir darbe girişimi oldu. Siz bu süreçte HDP olarak Abdullah Öcalan’ın sağlığından endişe duyduğunuzu söylediniz. Şimdi bu konuda fikriniz nedir? Darbe sonrasında Türkiye’de oluşan atmosferle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Demirtaş: Darbe girişiminde İmralı’ya helikopter indirmeye kalktılar, çatışma çıktı Evet Türkiye’de bir darbe girişimi yaşandı. Parlamento bombalandı ve yüzlerce insan katledildi. HDP olarak darbelerden, askeri vesayetten çok çektik. Parti olarak darbenin bizi kurtaracağına inanmadık. Biz öz gücümüze inandık. Darbecilerin peşinden koşmadık. Parti olarak darbeciler, cunta ve paralelle bir ilişkimiz olmadı. Biz o günden bugüne dek İmralı’da, sayın Abdullah Öcalan’dan tek bir sağlıklı haber alamadık. 1.5 yıldır zaten hiçbir bilgi yoktu. Darbe girişimi sonrası sağlığı ve güvenliği ne durumdadır bilmiyoruz. Bunu kesin olarak söylüyorum, bilmiyoruz. Bilsek, biz bunu kamuoyuna rahatlatıcı bir bilgi olarak sunardık. Şu an bizim en acil gündemimiz, sayın Öcalan’ın sağlık ve güvenlik durumu. Biz bunu öğrenmek istiyoruz. Bunun için avukatlarından biri, ailesinden biri 5-10 dakikalık bir görüşmeye gönderilsin diyoruz. Önce sağlık durumunu öğrenelim. Çünkü darbeciler İmralı Adası’na da saldırı düzenledi. Bunu biliyoruz artık. Öcalan’ın başına bir şey geldi mi gelmedi mi hükümet bunu hiçbir zaman tatmin edici bir şekilde açıklamadı ve avukatların gitmesini engelledikleri gibi telefon ve mektubu da engelliyorlar.

 

15 Temmuz darbe girişimine ilişkin Selahattin Demirtaş, “Türkiye’de bir darbe girişimi yaşandı. Parlamento bombalandı ve yüzlerce insan katledildi. HDP olarak darbelerden, askeri vesayetten çok çektik. Parti olarak darbenin bizi kurtaracağına inanmadık. Biz öz gücümüze inandık” dedi.

‘OTOBÜS DURAĞINDA, ALIŞVERİŞ MERKEZİNDE BOMBA PATLATMAK, BİR MEŞRU SAVUNMA TARZI OLAMAZ’

Bölgedeki çatışma ortamından sonra, Sur, Cizre ve Nusaybin gibi ilçelerde büyük bir yıkım olduğu görüldü. Güvenlik güçleriyle, PKK’nin şehir yapılanması arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Halkın bu durumdan olumsuz etkilendiği belirtiliyor. Siz bu çatışmalı süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Canlı bombaya taziyeye giden vekilin fezlekesi TBMM’de Meşru savunma dışına taşmamalı hiçbir savaş. Hiçbir mazlumun savaşı, savunmayı aşmamalı. Bunun dışındaki savaşı ahlaken de siyaseten de doğru bulmuyorum ve hep eleştirdim. Dolayısıyla bu şehirlerdeki bombalamalar, sivillerin ölümüne yol açan katliamlar, bunların hepsini kınadım. Bu bir savunma savaşı olarak tanımlanamaz. Otobüs durağında, alışveriş merkezinde vs. bomba patlatmak, bir meşru savunma tarzı taktiği olamaz. Birisi sana ve toprağına saldırır seni katletmek isterse, sen orda her şeyini kaybetmeyi göze alarak direnirsin. Bu çok onurlu bir direniştir ve Kürtlerin ana direniş hattı budur zaten. 100 yıldır bu çizgi üzerinde direniyorlar. Sen kendini savunurken, birileri gelip ordularıyla senin şehirlerini yakıp yıkıyorsa, orada sivillerini de katlediyorsa bu direnenin suçu değildir. Direnen kendi onurunu korumak için direnmiştir. Bunu ezmek isteyen güç, bütün Kürtlerin evini barkını barbarca yıkmışsa sen “Orada neden direniş oldu, bak evler yıkıldı” diyemezsin. Bu yıkım, o barbarlığı yapanların suçu, günahıdır. Kürdistan’ın her parçasında direniş olmuştur tarih boyunca. Direnişi bastırmak için de her zaman Kürt şehirleri yakılmış, yıkılmıştır. Bu Mahabad’ta da böyledir, Ranya Ayaklanması’nda da… Saddam’ın gelip Kürt şehirlerini yakıp yıkması da benzerdir. Buradaki eksiklik veya suç direnenlerde değildir. Suç barbarlık yöntemini dayatanlardadır. Direnenlerin de bunu iyi hesap etmesi lazım. Bir eksiye düşmemesi, halkını koruması lazım. Halkını koruyacak tedbirleri alması lazım. Direnişte olan örgütlü güçlerin bunu iyi hesap etmesi lazım. Burada ben eksikliğe düşüldüğünü görüyorum. Yani Kürt halkını korumak adına bir yetersizliğe girilmiştir. Bu barbar saldırılara karşı Kürt halkı yeterince korunamamıştır. Bu eksikliğe kendimi de dahil ediyorum. Biz o barbarlığa karşı yeterince direnemedik, o yüzden yakıp yıkabildiler. Bu eksikliğimiz bizim suçlu olduğumuzu göstermez. Suç doğrudan yakıp yıkanlardadır.

‘KÜRTLERİ DIŞLAYAN BİR TÜRK MİLLİ BİRLİĞİ’

Yeni Anayasa Komisyonu’nda üç parti birleşti ama HDP, komisyona alınmadı. Bu tavrı nasıl yorumluyorsunuz?

 

Anayasa değişikliği: AK Parti, CHP ve MHP yazımı tamamladı Temelde Kürtleri dışlayan bir Türk milli birliğidir bu. Türkiye’de Türk milli birliğini oluşturamamalarının nedeni de Kürt direnişidir. Kürtler de 1924 sonrası boyun eğseydi ve Türk kimliğini kabul etseydi şu anda Türkiye tamamıyla tek millete dönüşmüş olurdu. Buna karşı en büyük direnişi gösteren Kürtler oldu. AKP, CHP ve MHP, Kürtleri bu Türk milli birliğinin içerisinde tanımlamıyorlar. Biz de kendimizi öyle tanımlamıyoruz zaten. Orda olmadığımız için üzgün değiliz. Bizim yerimiz Türk milli cephesi değildir, demokrasi cephesidir. Kendi içimizde de öncelikli olarak Kürt birliğini gerçekleştirmek. Bununla birlikte diğer bütün halklar ve Kürtlerin haklarına saygı duyan herkesle ittifak yaparak bir birlik oluşturmak. Bizim hedefimiz budur. Zaten bizim CHP, MHP ve AKP’nin oluşturduğu ırkçı ve milliyetçi Türk cephesinde yer almamız anormal olurdu. Biz doğru yerdeyiz ve normal olan budur.
sputniknews.com

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ