Çaldıran Ajans -
$ DOLAR → Alış: 3,70 / Satış: 3,71
€ EURO → Alış: 4,34 / Satış: 4,36

HDP’den Rapora Şerh: Hayati Sorular Yanıtlanmadı

HDP’den Rapora Şerh: Hayati Sorular Yanıtlanmadı
  • 12 Haziran 2017 - 18:56
  • 338 kez okundu

HDP, 15 Temmuz darbe girişiminin hakkında hazırlanan rapora itirazlarını açıkladı. Komisyona çağrılması istenen kişilerin reddedildiği kaydedilen şerhte, “Darbe girişimi karanlıkta kaldı” denildi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan rapora yönelik muhalefet şerhini açıkladı. Şerhte, 15 Temmuz günü yaşananların öğrenilmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın komisyona gelmediği kaydedildi. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın komisyon çalışmaları bittikten 5 ay sonra verdikleri yazılı yanıtların ise yeterli olmadığı belirtildi.

HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar imzasıyla yayınlan şerhte, itirazlar usul ve esas yönünden olmak üzere 2 başlıkta toplandı. Usul yönünden itirazlarda, komisyonda 4 siyasi partinin eşit şekilde temsil edilmediği belirtildi. Şerhte, “Divanda muhalefetin yer almaması, darbe girişiminin nasıl ve neden gerçekleştiğine dair iktidarla fikir birliği içinde olmayan muhalefetin şüphelerinin giderilmesi ve layıkıyla bir araştırmanın yürütülmesinin önünde en baştan önemli bir engel olmuştur” denildi.

Komisyon sürecinde ise darbenin siyasi ayağının araştırılmasıyla ilgili taleplerin de, oy çoğunluğu ile reddedildiği kaydedildi.

‘PROGRAM DEĞİŞİKLİKLERİNDEN HABERİMİZ OLMADI’

HDP’nin şerhinde, komisyonda kimlerin dinleneceğinin, aynı gün ya da bir gün önceden bildirilerek, “Programdaki değişikliklerden anında haberdar olmamız sağlanmamıştır. Komisyon’un çalışma usulünün katılımcı bir biçimde işlememesi, hakikate ulaşma, bir daha böyle bir girişim yaşanmaması için alınacak önlemlerin tespiti gibi, Komisyon’un çalışma alanını teşkil eden konuların aydınlatılmasını engellemiştir” ifadeleri kullanıldı.

‘AK PARTİ’Lİ BELEDİYE BAŞKANLARI ÇAĞRILMADI’

Ayrıca, komisyonda basın mensuplarına yer verilmediği, konuşma sürelerinin 3 dakika olarak belirlendiği ve dinlenen kişilere sorulacak soruların 3’le sınırlandığı aktarıldı.

Fetullah Gülen cemaatiyle bağlantısı olduğu iddia edilen AK Parti’li belediye başkanlarının dinlenmesi yönündeki taleplerin reddedildiği hatırlatılırken; CHP ve HDP’li siyasetçiler ile belediye başkanlarının komisyona çağrıldığı ifade edildi.

‘GENİŞ YETİLER VERİLMESİ DARBEYİ TETİKLEDİ’

Esas yönünden itirazlarda ise, darbe girişimine yol açan etmenler arasında çözüm sürecinin bitirilmesinin de yer aldığı savunuldu. Şerhte, şöyle denildi:

“Çözüm sürecinin askıya alınması, il ve ilçe merkezlerinde tamamen hukuka aykırı biçimde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarıyla başka bir boyuta taşınmıştır. Gerek çözüm süreci devam ederken inşa edilen kalekollarla, gerekse sokağa çıkma yasaklarıyla bir kez daha toplumsal ve siyasal bir sorunun çözümü için askeri yöntem tercih edilmiştir. Bu kapsamda askere ve polise çok geniş yetkiler verilmesi, kolluk güçlerinin dokunulmazlık zırhına büründürülmesi gibi etmenlerin de darbe mekaniğini tetiklediği açıktır.”

Fetullah Gülen’in Komünizmle Mücadele Derneği ile örgütlenmeye başladığı ve 1970’li yıllarda vaizlik yaparken, çeşitli şehirlerde “ışık evleri” açtığı belirtildi. Bu nedenle Gülen’in devlet içerisine yerleşmesi ve güçlenmesinden tek bir siyasi iktidarın sorumlu tutulamayacağı belirtildi. Buna karşılık Gülen cemaatinin yargı aracılığıyla önemli süreç ve davaları yürütme gücüne AK Parti döneminde ulaştığı öne sürüldü.  HDP’nin şerhinden satır başları şöyle:

’17-25 ARALIK’TA UYDURMA DELİLLER KULLANILDI’

“AKP için Cemaat’in bir ‘hizmet hareketinden’ ‘terör örgütüne’ dönüştüğü nokta, 17-25 Aralık operasyonudur. Daha önceki Cemaat operasyonlarından farkı olmayan bu operasyonun milat kabul edilmesinin tek nedeni doğrudan Erdoğan’ı ve AKP’yi hedef almasıdır. Daha önce binlerce insanın tutuklanmasına neden olan ortam ve telefon dinlemeleri ile uydurma deliller, bu operasyonda da kullanılmıştır. AKP, 17-25 Aralık’ı sadece kendisi için bir milat olarak kabul etmekle yetinmemiş, halkın tamamının 17-25 Aralık sonrası Cemaati ‘terör örgütü’ olarak görmesini istemiştir. Bu tarihten sonra Cemaatin bankalarında hesabı olanlar, Cemaat yurtlarında kalanlar hızla fişlenmiş, OHAL sonrasında da tutuklanmış veya kamu görevlerinden ihraç edilmişlerdir. Oysa bu milat ne hukuki ne meşrudur.”

‘ERGENEKON VE BALYOZ KUMPASLARLA SULANDIRILDI’

“Dönemin başbakanı Erdoğan şahsında AKP’nin ‘savcısı’ olduğu davalarda emniyet ve yargı içindeki kadrolar eliyle ve siyasetin dizginsiz desteğiyle Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları başlatılmıştır. Bu soruşturmalar da, devlet içindeki ‘derin’ yapıların aydınlatılması ve askeri vesayetle hesaplaşılması için bir fırsat olarak kullanılabilecekken, çeşitli kumpaslarla sulandırılmış, uçuk delil ve suçlamalarla gerçek dışı bir yargılama sürecine dönüşerek devam etmiştir. Hukuka aykırılıklardan dem vuran herkesin darbeci ilan edildiği bu süreçte suçlamaların sulandırılmasıyla davalar ciddiyetten uzaklaşmıştır. Böylece 1990’larda işlenen faili meçhul cinayetlere uzanan devlet içindeki ağlar bir kez daha örtbas edilmiştir. Kumpas ile askeri vesayet arasında hakikat bir kez daha ortadan kaybolmuştur.”

‘İLHAN CİHANER, GÜLEN GRUBUNA SORUŞTURMA AÇTI, GÖREVDEN ALINDI’

“Cemaat’in yargısal alanda söz sahibi olmaya başlaması kamuoyunda da konuşulur olmuştur. Dönemin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast düzenleneceği iddiasıyla gerçekleştirilen kozmik oda baskını, Balyoz operasyonu bunların en görünür örneklerinden ikisidir. Bir diğer önemli örnek de, Şırnak’ta görev yaptığı sırada, İdil’de JİTEM soruşturmasını açarak Türkiye’nin ilk JİTEM dosyasını oluşturan (1999) İlhan Cihaner dosyasıdır. 2007’de Erzincan Başsavcısı olarak atanan Cihaner, göreve başladığı yıl İsmailağa cemaati ile Fethullah Gülen hakkında soruşturma başlatmış, Cemaatçi 17 dernek ve vakfa baskın düzenlemiş, Fetullah Gülen grubuna yönelik, kara para aklama, casusluk KPSS ve polis akademisi sınav sorularını elde ederek kamuda kadrolaşma suçlarını kapsayan başlıklarla soruşturma başlatmıştır. Adalet Bakanlığı, 18 Haziran 2009’da tamamladığı raporda, Cihaner’i 15 ayrı eylemle suçlamıştır. Rapor doğrultusunda hazırlanan iddianamede şikâyetçilerin isimleri “Duyarlı ve mağdur bir vatandaş”, “İkram Çamur”, “Hakan Vural” olarak açıklanmıştır. Bunun üzerine Cihaner görevinden alınarak tutuklanmış, Ergenekon üyeliği iddiasıyla, ciddiyetsizlikle hazırlanan iddianamede 26 yıl hapsi istenmiştir. Yargıç güvenliği ilkesi bu davalarla zedelenmeye başlamış, hukuka güven de büyük darbe almıştır.”

‘CEMAAT ÇÖZÜM SÜRECİNE KÖSTEK OLDU’

“Cemaat, çözüm sürecine de yargısal müdahalelerle köstek olmuştur. 2009 yılının 14 Nisan’ında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ın talimatıyla Emniyet Genel Müdürlüğü 13 ilde eşzamanlı operasyon başlatmıştır. 55 kişinin gözaltına alındığı ilk dalgada, gözaltına alınanlar arasında DTP Genel Başkan yardımcıları Bayram Altun, Kamuran Yüksek ile Şırnak Milletvekilli Selma Irmak ve DTP MYK üyesi Mazlum Tekdağ da bulunuyordu. Dalga dalga yayılan operasyonlarda, Nisan’da 509 kişiden 225’i, Mayıs ayında gözaltına alınan 213 kişiden 116’sı, Haziran ayında ise 223 kişiden 73’ü tutuklanmıştır17. Bu süreçte DTP kapatılmış, onun ardılı olan BDP’ye yönelik operasyonlar ise hız kesmemiştir. 14 Nisan 2009’dan 6 Ekim 2011’e kadar belediye başkanları, BDP yöneticileri ve çalışanlarından 7748 kişi gözaltına alınmış, 3895 kişi tutuklanmıştır. Devlet ile PKK’nin çözüm süreci için müzakereler gerçekleştirdiği ve gizli yürüyen Oslo görüşmelerinin kamuoyuna sızdırılması barış müzakerelerine önemli bir darbedir.”

“Müzakere yerine şiddeti tetikleyecek yolların seçilmesi, kolluk kuvvetlerine hukukun sınırlarını adeta unutturmuştur. Nitekim darbe gecesi kışladan çıkarak girişime katılanlardan biri de Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komutanlığı’ndan çıkan zırhlı araçlarla kent merkezine girmeye çalışan askeri birliklerdir.”

‘AKAR VE FİDAN’IN YAZILI CEVAPLARI YETERLİ OLMADI’

“Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan olmak üzere, darbe girişimine dair ilk ağızdan bilgisine başvurulması gereken kişiler komisyon toplantılarına teşrif etmemişlerdir. Hulusi Akar ve Hakan Fidan komisyonun sorularını yazılı cevaplamayı uygun görmüş, ancak yazılı usul de bazı soruların aydınlatılması ve çelişkilerin giderilmesi için yeterli olmamıştır.

Darbe günü yaşanan maddi gelişmelerin tüm çelişki ve şüphelerden arındırılarak aydınlatılması, darbe girişimi hakkında doğru bir fikir edinmenin tek yoludur. O günün ve öncesinin etkili bir projeksiyonu, darbenin önlenip önlenemeyeceğini anlamamıza yardımcı olacaktır. Buna rağmen, komisyon sürecinde bu yöndeki taleplerimiz hiç kabul görmemiştir.”

‘CEVAP ÇALIŞMALAR BİTTİKTEN 5 AY SONRA GELDİ’

“Darbe günü neler yaşandığına ilişkin beyanlar gerek yer yer birbirleriyle, bazen de kendi içlerinde önemli çelişkiler barındırmaktadır. Bu başlık altında sırasıyla darbe gecesindeki gelişmelere yer verilecektir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, darbe gecesine ilişkin kilit konumda bulunan isimlerden bazıları Komisyon’a hiç davet edilmemiş, bazıları yazılı olarak bilgi vereceklerini söylemişlerdir. Yazılı olarak bilgi vereceklerini söyleyen Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı’nın yazısı, sırasıyla 30 Mayıs ve 26 Mayıs günü yani komisyon çalışmaları tamamlandıktan beş ay sonra Komisyon’a ulaşmıştır.”

‘OHAL’LE İNSAN HAKLARI KARNESİ KÖTÜLEŞTİ’

“Darbe girişimi gerekçe gösterilerek 20 Temmuz günü, 21 Temmuz’dan itibaren geçerli olacak şekilde üç ay süreyle OHAL’in ilan edilmesiyle, 14 yıl sonra yeniden Türkiye’de olağan hukuk rejimi askıya alınmıştır. Asli düzenleme yetkisi olan yasamanın yerini Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri (OHAL KHK) ile yürütmenin aldığı bu rejim süresince Türkiye’nin insan hakları karnesi gittikçe kötüleşmiştir.”

‘İHRAÇ EDİLENLER TOPLUMDAN DIŞLANDI’

“Herhangi bir yargılama süreci olmaksızın, kerameti kendinden menkul listelerle binlerce insan ihraç edilmiştir. İhraç edilmek, kutuplaşan Türkiye’nin OHAL şartlarında yalnızca işini kaybetmek anlamına gelmemektedir. İhracın sebebi ‘terör’ bağlantısı olduğundan, bu şekilde yaftalanan kişiler toplumun her alanından dışlanmaktadır. Sivil ölüme mahkum edilenlerden, tutuklananlardan veya bu kişilerin yakınlarından en az 35 kişi intihar etmiştir.”

‘KAYYUM ATANMASI TÜRKİYE HUKUKUNDA YOK’

“KHK’lerle hukuk sistemimizde yer bulan garabetlerden bir diğeri de kayyum atamalarıdır. Halkın seçilmiş yerel yöneticileri, mesnetsiz bir ‘terör’ isnadıyla görevden alınmakta, yerlerine merkezi idarenin belirlediği kayyumlar atanarak halkın iradesi gasp edilmektedir. HDP’nin bileşeni olan DBP’li belediyelerin hedef alındığı operasyonlarda, bugüne dek 35’i kadın, 86 belediye eş başkanı tutuklanmış, 25’i kadın 53 belediye eş başkanı görevden alınmış, toplam 56 belediye eş başkanı gözaltı/tutuklamadan sonra serbest bırakılmıştır; 7 kişi halen gözaltındadır ve 4 kişi hakkında da arama kararı bulunmaktadır. Toplamda 39 belediyenin yönetimi seçilmişlerden alınarak yerlerine kayyum atanmıştır. Türkiye hukukunda bulunmayan belediyeler kayyum atanması gibi bir sistem, Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile getirilmiş (Olağanüstü Hal Kanunu’nda buna cevaz veren hüküm olmamasına rağmen) ve İçişleri Bakanı tarafından, “28 belediyenin yönetimi Kandil’den milli iradeye geçecek” sözleriyle savunulmuştur.

Seçimle yönetime gelmiş demokratik yönetimlerin, hukuk dışı yöntemlerle alaşağı edilmelerine bir karşı çıkış olabilecek darbe karşıtı duruş, söz konusu olan HDP’nin bir bileşeni olan DBP’li belediyeler olduğunda dikkate alınmamaktadır.”

‘KHK’LERLE YAPILAN İŞLEMLER DENETLENMİYOR’

“KHK’lerle yapılan işlemlere karşı da herhangi bir yargı veya denetim mekanizması bulunmamaktadır. Bu itibarla hem herhangi bir soruşturma süreci geçirilmeden, kurum yöneticilerinin veya ihbarcıların listeleriyle kitlesel tasfiyeler yaşanmakta, hem de bu tasfiye süreci herhangi bir denetime tabi tutulmamaktadır. HDP olarak Meclis bünyesinde bir OHAL Denetleme Komisyonu kurulmasını teklif etmişsek de bu AKP’nin oylarıyla reddedilmiştir. Aynı şekilde KHK’lerle yapılan işlemler sonucunda oluşan mağduriyetlerin tespiti ve giderilmesinin yollarının araştırılması için verilen araştırma önergelerimiz de reddedilmiştir.

Darbe girişiminin ardından, OHAL’in yarattığı korku ikliminin hüküm sürdüğü ortamda Anayasa değişiklik teklifi gündeme yeniden gelmiştir. Türkiye’nin hükümet sisteminde köklü bir değişiklik teşkil eden yeni anayasanın yapım sürecinde HDP, siyaseten kriminalize edilmiş, TBMM faaliyetlerinden, anayasa yapım süreçlerinden dışlanmış, medyada kendine yer bulamaz hale gelmiştir. Gerek iktidar partisi, gerekse muhalefet partileri bunu bir demokrasi sorunu olarak ele almak yerine, milliyetçiliği körükleyerek bu durumu adeta kendi tabanlarını konsolide etme aracı olarak kullanmışlardır.”

‘SONUÇ’

“Sonuç olarak, darbe komisyonunun çalışmalarının sonucunda açıklanan rapor, kafalardaki soru işaretlerini silmekten çok uzaktır. Komisyon çalışmaları darbe sürecinin aydınlatılması veya darbe girişimlerinin engellenmesi amacından sapmış, hakikatlerin AKP’nin darbe girişimine ilişkin tezini güçlendirecek şekilde eğilip bükülmesiyle sonuçlanmıştır. Darbe girişimi karanlıkta kaldığı gibi, darbenin bastırılması için ilan edilen OHAL’le, dengi ancak bir darbeyle mümkün olabilecek hukuksuzluklar alelade bir hal almıştır.

Hukuksuzlukların bu kadar yaygınlaşması ve hükümetin sınırsız keyfi tutumu, darbe ikliminin önüne geçecek bir barış ortamı yaratmaktansa kutuplaştırmaları derinleştirmektedir. Gerginlik ortamı, toplumun yarısının desteklemediği bir anayasayla da körüklenmiştir. Bu ortamda Türkiye’nin ihtiyacı olan, hakikatin ortaya çıkarılması, adil bir hesaplaşma sürecinin işletilmesidir.” (DUVAR )

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ