CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. 28 Şubat darbesinin yıl dönümü dolaysıyla hatırlatmalarda bulunan Kılıçdaroğlu, OHAL’in ilan edildiği 20 Temmuz 2016 tarihine işaret etti ve “Bazı öğretim üyeleri, öğretmenler ya inançları ya da siyasal inançları dolayısıyla devletin dışına itilmişti. Açık ve net söylüyorum, herkesin görüşüne, inancına saygımız var. Devlet dediğiniz kurum vatandaşına hizmet eder, elinde sopayla vatandaşını hizaya getirmez. 28 Şubat’a ne kadar karşıysak, 20 Temmuz darbesine de o kadar karşıyız” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, “150’yi aşkın gazeteci hapiste, çoğu mahkeme önüne çıkamıyor. İddianameleri özellikle hazırlanmıyor, kendilerini savunacaklar neyle suçlandıklarını bilmiyor. Kamudan ihraç edilen personel sayısı 127 bin kişiyi aştı. Mağdur ailelerin sayısı 1 milyonu aştı arkadaşlar. Mağdur ailelere sahip çıktığımızda ‘FETÖ’ye sahip çıkıyorsunuz’ diyorlar. Biz mağdurlara sahip çıkıyoruz” ifadelerini kullandı.

‘SURİYELİLERİN İŞİ VAR BİZİM ÇOCUKLARIN YOK’

Kılıçdaroğlu, Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesini de gündemine aldı. Suriyeli mültecilere pozitif ayrımcılık yapıldığını savunan Kılıçdaroğlu, söz konusu yardımları eleştirdi: “Bizim evlatlarımız, Anadolu’nun gariban ailelerinin çocukları Suriye için Suriye’ye gidiyor, şehit oluyor. E onların gençleri, Türkiye’de. Nasıl oluyor bu? Üstelik iş bulup çalışıyorlar. Bizim çocuklarımız işsiz, onların işi var. Bizim çocuklarımıza iş kapıları kapalı. Nasıl oluyor bu? İşsiz genç arkadaşım, hala isyan etmeyecek misin? ‘Artık yeter, ‘hayır’ diyorum demeyecek misin?’ Hadi diyelim ki Suriyeliler geldi, olabilir, savaştan kaçtılar, itirazım yok. Alırsın kampta tutarsın. 81 ilde Suriyeli var arkadaşlar. Bakalım kamplarda. İşini açıyor, esnafın yanında. Bizim esnaf vergi veriyor, Suriyeli vermiyor. Esnaf kardeşim, bu düzene ‘Hayır’ demeyecek misin? Şimdi ‘Suriyelilere vatandaşlık hakkı vereceğiz’ diyorlar. Niye veriyorsun, hangi gerekçeyle veriyorsun. İstiyorsa sözüm söz, ‘Suriyelilere vatandaşlık verilsin mi verilmesin mi’ diye referandum yapalım. Suriyeliler için referanduma gidelim. Milletten korkmayacaksınız.”

‘İŞÇİNİN 18 YAŞINDAKİ ÇOCUĞU VEKİL OLACAK MI’

Kılıçdaroğlu, anayasa değişiklik teklifi arasında yer alan “18 yaşında milletvekili seçilebilmek” maddesinin kandırmacadan ibaret olduğunu söyledi ve ekledi: “18 yaşındaki çocuğun babası diyor ki; benim çocuğum işsiz, milletvekilliğini istemiyorum ben, iş istiyorum çocuğuma iş. Bu 18 yaş milletvekilliğini kendi çocukları için getiriyorlar. Bakkalın 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olacak mı? Hayır. Manavın, çiftçinin 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olacak mı? Hayır. İşçinin 18 yaşındaki çocuğu milletvekili olacak mı?”

‘TÜRKİYE’Yİ TEK ADAMA FEDA EDERİM MANTIDIĞI’

Kılıçdaroğlu, hükümetini “Ben Türkiye’yi gerekirse tek adama feda ederim” mantığıyla yola çıkmış durumda olduğunu söyledi. Türkiye’nin birçok sorunu olduğu bu dönemde “neden rejim değişikliği yapılıyor” sorusunu yönelten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Sevgili vatandaşlarım, bunlar işsizliği çözmek için mücadele ettiler de parlamenter sistem mi buna engel oldu. Siz terörü bitirmek istediniz de parlamenter sistem mi size engel oldu? Komşularla iyi olmak istediniz de parlamenter sistem mi size engel oldu. Siz çiftçinin mazotundaki KDV’yi, ÖTV’yi sıfırlamak istediniz de parlamenter sistem mi engel oldu size? Değerli arkadaşlarım, siz eğitim sistemini düzeltmek istediniz de parlamenter sistem mi engel oldu size? Eğitim dedim de, bakın. BM’nin yayınladığı bilişim ve teknoloji indeksi var. 2007’de Türkiye 59. sırada. 2016’da 70. sıraya gerilemiş, 11 sıra. Eğitim sistemi tam bir felaket. Biz ‘Tek adam’ derken, Hindistan 104 nano uydu gönderdi uzaya, dünya rekoru kırdı.”

Kılıçdaroğlu, anayasa değişiklik teklifine dair eleştirilerin şöyle sürdürdü: “17 milyon yoksulumuz var. Onlarla uğraşmıyoruz. Tek adama her türlü imkânı verelim diyorlar bunlar. Siz köprüler, yollar yaptınız da parlamenter sistem size engel mi oldu? Peki, o zaman neden ‘Tek adam’ rejimi. Neden bu anayasa değişikliğine millet ‘Evet’ desin. Biri çıkıp anlatsın, şunun için ‘Evet’ deyin desinler. Buldukları tek bir şey var; ‘Hayır diyenler teröristtir.’ Vatandaşı terörist olarak suçlayan adamlar, terör örgütlerine yardım ve yataklık yapan adamlardır. Neden tek adam rejimi, neden. Bütün yetkileri neden tek adama veriyoruz? Neden 600 milletvekili. Neden Meclis’i fesih yetkisini veriyorsunuz? Milli iradeyi temsil eden bir parlamentoyu güçlendireceğinize bir kişiye ‘Sabah kalkıp feshedebilirsin’ diyorsunuz. Hangi gerekçeyle? Hangi gerekçeyle cumhurbaşkanı taraflı olacak? Bir partinin genel başkanı nasıl hakem tayin edilecek. Bunların cevabını bekliyoruz. Sadece ben değil, vatandaş olarak hepiniz bu sorunun cevabını bekleyin.”

‘DEVLETİ 12 SAATTE ELE GEÇİRİRLER’

“Bana mantıklı bir gerekçe göster, gidip ‘Evet’ oyu vereyim” şeklinde hükümete yüklenmeye devam eden Kılıçdaroğlu, “‘Efendim olur mu, millet hata yapan adamı oraya seçer mi?’ diyorlar. Değerli arkadaşlarım. Orhan Gencebay’ın ‘Hatasız kul olmaz’ diye yıllarca dinledik. Hata insana ait bir kavramdır. İnsanlar hata yapabilir, önemli olan hatadan ders çıkarmak. Bakın bir kişiye devleti teslim ettiğiniz zaman ne olacak biliyor musunuz? O bir kişiyi herhangi bir güç kandırırsa, o güç devleti 12 saatte ele geçirir. Çünkü niye? Kararname çıkarma yetkisi var. Valiler, kaymakamlar, komutanlar, müftüler, istenirse bir öğleden sonra değişebilir. Böyle bir maceranın içine Türkiye sürüklenebilir mi? Sürüklenmemeli arkadaşlar” diye belirtti.

Referandumda “Hayır” oyu verme çağrısı yapan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Bu kadar yetki bir kişiye verilemez arkadaşlar. Bu kadar yetkiyi evliyaya verseniz azdırır. Devletin sibopu vardır. Kullandığımız arabada bile yedek lastik vardır. Apartman yönetiminde yönetim kurulu var arkadaşlar. Muhtarlıklarda ihtiyar meclisi var. Nasıl bir anlayıştır? Nasıl bir maceranın içine Türkiye sürüklenmektedir? Bir kararnameyle aramızda muhtarlar var, bir kararname çıkarılıp ‘Muhtarlıkları kaldırdım’ diyebilirler. ‘Ya ben öyle yetki aldım ki, Muhtarlığı da feshederim’ diyebilir. ‘Ben istediğim zamanı kaldırabiliyorum, istediğim zaman kapatabiliyorum’ diyebilir. Muhtar kardeşlerime sesleniyorum, bu kadar yetkiyi bir kişiye verirseniz yarın öbür gün biri gelir sizi kapının önüne koyar.

‘Evet’ oyunun vebali ağırdır. Çocuklarınıza, bayrağınıza saygı duyuyorsanız, tek bir yolu vardır. ‘Hayır’ diyeceksiniz. ‘Hayır’ oyunun hiçbir vebali yoktur.

Parlamenter sistem en iyi bildiğimiz yoldur. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar yerinde. Ama ‘Evet’ çıkarsa sonucunun ne olacağını kimse bilmiyor. Bu bir parti meselesi değil arkadaşlar. Bu hepimizi ilgilendiren bir konudur. Demokrasi benim için de, benim gibi düşünmeyenler için de geçerlidir. Olaya bu çerçevede bakmamız lazım. ‘Hayır’ demenin güzel bir huzuru vardır ve bereketi vardır. Bilinen yoldan dönmemek, o yolu güzelleştirmek varken bilinmeyen bir yola neden sürüklenelim? Maceraya kapılmamak için hepinizi sevgiyle selamlıyorum.”