Çaldıran Ajans -
$ DOLAR → Alış: 3,48 / Satış: 3,50
€ EURO → Alış: 4,17 / Satış: 4,19

Selahattin Demirtaş’tan Gündeme Dair Önemli Açıklamalar

Selahattin Demirtaş’tan Gündeme Dair Önemli Açıklamalar
  • 19 Mayıs 2016 - 00:52
  • 754 kez okundu

Selahattin Demirtaş sunuculuğunu Ayşegül Doğan’ın yaptığı, imc tv’de canlı yayınlanan Aydın Engin, Celal Başlangıç ve Nazlı Ilıcak’ın yer aldığı imc özel programına katıldı. 

Demirtaş’ın programda gündeme dair yaptığı açıklamaların satır başları şöyle:

Bir kaç tesbiti doğru yapalım. Birincisi bu bir anayasa değişikliği değil, Anayasa’nın bir maddesinin geçici olarak düzenlenmesi. İkincisi, HDP’li milletvekillerini yargılamayı amaçlayan bir düzenleme söz konusu.

Mevcut düzenleme, bizim teklifimizin tam tersi: Siyasi görüşlerini açıklayanları yargılamayı hedefliyor. Bakanlar başta olmak üzere 17-25 Aralık’ta yargılanması gerekenleri düzenleme konusu yapmayan bir siyasi hınç alma girişimiyle karşı karşıyayız. Biz buna dokunulmazlıkların kaldırılması teklifi demiyoruz.

Eşitlik ilkesine, hukukun herkes için uygulanması ilkesine aykırıdır, yasamanın yargıya müdahale etmeme kuralına aykırıdır. Siyaseten HDP ile baş edemeyenler bir formül buldu.

7 Haziran seçimi kritik bir seçimdi. Dengelerin demokrasi lehine değişebileceğinin görüldüğü bir seçimdi. Türkiye’nin ötekileştirilmiş kesimleri güçlü bir şekilde Meclis’e girmeyi başardılar. İlk defa Meclis sorunların çözümünün öncü gücü olma fırsatını yakaladı. Ama Erdoğan aldığı erken seçim kararıyla Türkiye’yi bir şiddet ortamında anti demokratik bir seçim kampanyasıyla ve şaibeli bir seçimle yeniden tek başına iktidar olmayı sağladı. Ama Anayasa’yı tek başına değiştirecek gücü yakalayamayınca amacına ulaşamadı.

Erdoğan, totaliter sistemini inşa etmedikçe kendini güvencede hissetmeyecek. Darbe, Erdoğan Anayasa’yı tek başına yazabilecek çoğunluğu elde edince tamamlanmış olacak. Dokunulmazlıklar yasası, Erdoğan’n başlattığı darbe sürecini tamamlama aşamalarının en önemlisidir. Türkiye, AKP’nin herhangi bir koalisyonla değil, tek başına 367 rakamını tek başına buluncaya kadar darbe arayışını izleyecek.

‘Suç’lu değiliz

Sanki HDP büyük suç işlemiş de yargılanmalı ve HDP de kendini savunuyor gibi bir tablo oluşturulmak isteniyor, yanlış. Biz suç işlemedik. Dediler ki HDP’li milletvekilleri arabalarında silah taşıdı. Oysa bu şekilde düzenlenmiş bir fezleke yok. Hiçbir savcı hiçbir milletvekilimizi bununla suçlamıyor.

Ana muhalefetin tutumu hazin

Erdoğan’ın yalanla algı oluşturması normal. İşin hazin tarafı ana muhalefet partisinin tutumu. “HDP ile yan yana görülmeyelim”i iştahla desteklemeleri hazin. Evet diyorlarsa gerekçelerini açıklamaları gerekirdi. CHP sözcülerinin konuşmalarını dinleyin, HAYIR gerekçeleri üzerine. HAYIR gerekçelerini anlatıyorlar ve “Ama evet diyeceğiz” diyorlar.

Adalet Bakanı’nın, CHP’nin HDP ile yan yana olduğu ortaya çıktı türü açıklaması bizi suçluymuşuz gibi gösteriyor. Partimizi kriminalize etmek Adalet Bakanı’nın haddi değildir.

– Bizimle yan yana olmak onurdur

CHP’yi bizim üzerimizden suçlamak da kimsenin haddi değildir. Bizimle yan yana olurlar, olmazlar kendi bilecekleri bir iştir. Bizimle yan yana durmak kimseyi lekelemez, olsa olsa şeref verir. Biz sadece bir parti değiliz, Meclis’te darbeye karşı en net duran bir gücüz. Böyle bir partiyle yan yana olmak ancak gurur verir.

Newroz deklarasyonu fezlekede

Hakkımda 70’ten fazla fezleke var. HDP grubunun toplamda 500’den fazla. Çözüm süreci henüz başlamamışken “Kürt sorununun çözümü için Abdullah Öcalan ile görüşülmelidir” demişim, hakkımda fezleke düzenlenmiş. Sonra da Hükümet Abdullah Öcalan ile görüşmelere başlamış. Çatışmaların yoğun olduğu dönemlerde barış istemek teröre destek olarak sunuluyor. Yaptığım konuşmaları biliyorum, farklı yerlerde farklı konuşmadım. Çoğu zaman işgüzar avcılar özellikle atama dönemlerinde Hükümet’e yaranmak için fezlekeler düzenlediler Sırrı Süreyya Önder’in Dolmabahçe’de Hükümet yetkilileriyle yan yana yaptığı açıklama fezleke konusu oldu. Newroz’da okuduğu deklarasyon için fezleke düzenlendi.

Mithat Hoca Meclis’te belirti, “30 yıllık hukukçuyum, böyle feci fezlekeler görmedim” dedi. Gerçekten de hukukla alakası olmayan fezlekeler. Somut olan hiçbir şey yok. Bakın fezlekede var, “Barış dedi” deniliyor.

Referanduma hodri meydan!

Biz HAYIR oylarını değerli ve anlamlı görüyoruz. Fire olan evet oyları. HAYIR demeyen fire vermiştir. Son oylamada Meclis 357 fire verdi. Her ne kadar AKP müfettişleri kabinlerin önünde dizilse de, AKP’li milletvekilleri de HAYIR diyebilir. Cuma günü ne olur bilemiyorum. Her milletvekilimiz tam bir netlik içinde. Fakat diğer partilerde tartışmalar var. CHP referandumdan kaçmak için evet oyu verebilir. Ama referandumdan kaçmak doğru değil.

367 bulunursa, HDP milletvekilleri yargı denilen ama yargıyla alakası kalmamış yargının tuzağına atmak isterler. Bu büyük kriz demektir.

Bugün evet diyen CHP, biz tutuklanırsak ne yapacak? Seçimden daha bir kaç ay çıkmış bir Meclis’in 3. büyük partisi tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıya ve ana muhalefet partisi buna evet demişse vebal onlarındır.

Hodri meydan, referandum olursa hep birlikte bir HAYIR kampanyası düzenleyelim. Erdoğan bütün hukuksuzluklarla referanduma gidiyorsa, biz neden korkalım? Çaldık mı, çırptık mı, ne yaptık?

Demokrasi mücadelesi şartların eşit olduğu yerde yürütülmez. Şartların eşitlenmesi için de yapılır. Biz hazırız. Referanduma gitmek istiyorsa alanlara çıkacağız. Dokunulmazlık referandumu olmaktan çıkacak. Zalimden yana mısınız, değil misiniz referandumu olacak. Savaştan mı barıştan mı yanasınız referandumu olacak bu.

CHP referandumdan kaçmak istiyorsa doğru değildir. Yüksek bir HAYIR sesini Meclis’te ve alanlarda yükseltmek gerekir. 367 çıkarsa, CHP’nin AKP ile yana yana olduğu ortaya çıkacak. CHP’nin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun tabiriyle “diktatör bozuntusu”yla yan yana olduğu görülecek.

Erdoğan’ın önündeki engel HDP

Tutuklanmamız ihtimal dışı değil. Barış için imza atan akademisyenler tutuklanıyor da biz neden tutuklanmayalım? Gazeteciler tutuklanıyor. Yargılanma süreçleri bizim için mücadele alanıdır. Ulusal ve uluslararası kamuoyu eminim çok daha duyarlı hale gelecektir. “HDP’yi öncüsüz bırakırım, öyle bir ortamda seçime giderim” diye düşünülüyorsa yanılırlar. Erdoğan, okuduğu bir şiir nedeniyle gidip yattı. Bu onu durdurdu mu?

Erdoğan’ın çok acil bir gündemi var kendini güvenceye alması lazım. Ne kadar büyük suçlar işlediğini biliyor. Bir an önce yüksek yargıya atama yapabileceği yetkiler lazım ona. Meclis’in tamamını kontrol edemiyor, tedirgin. Yürütmenin başı olmak, yargıya direkt müdahale etmek ve kendisine karşı hiçbir şey yapamayacak bir sivil toplum hayali görüyor. Önündeki engel de HDP. 7 Haziran’da da, 1 Kasım’da HDP engel oldu.

Biz bir partiyiz. İl-ilçe örgütlerimiz, gönüllülerimiz var. HDP artık bu topraklarda kök salmış ana akım bir siyasi harekettir. Asıl amaç HDP’li milletvekillerinin milletvekilliklerini düşürmek değil, bu şekildeki milliyetçi bir gazla MHP’yi baraj altı bırakacak bir baskın seçimle 367’den fazla milletvekili kazanmak olabilir.

İtibarımız Cumhurbaşkanı’nda fazla

Bizi yargılayamayacaklar. Yargılamanın devam edebilmesi için ifadelerin alınması lazım. Biz onu yapmayacağız. Susma hakkın kullanarak da değil, tam aksine bizi oraya yollayan anlayışı yargılayacağız. İfadesini alamamış bizleri nasıl yargılayacaklar? O yargılamayı gönüllerince, keyiflerince yapamayacaklar.

Benim evimi arayamaz. Konuşmayı evimde yapmadım. ‘Suç’ mahalli değil orası. Zor kullanmak durumunda, kendileri bilir. Biz bir kişi değiliz, milyonlarız.

Kimse kusura bakmasın, biz sıradan insanlar değiliz. Bugün uluslararası camiada HDP eşbaşkanlarının itibarı Cumhurbaşkanı’ndan fazladır. Eşbaşkanlar ayrı, diğer milletvekilleri ayrıdır da demiyoruz. 59 milletvekili aynıyız, hiçbirine dokunamazlar.

Kamuoyu milletvekillerine çağrı yapmalı

Yarın Meclis’te kapalı bir toplantı yapacağız. HAYIR oyu kullanmaya devam edeceğiz. Kamuoyu milletvekillerine çağrıda bulunmalı. Mail ile, telefonla, sosyal medya üzerinden…
Hatırlanırsa Irak işgal tezkeresi kamuoyu baskısıyla engellendi.

Bize oy veren 6 milyonu ne yapacaksınız

Meclis, aynı şeyleri düşünen insanlardan oluşan bir yer değildir. Bir kesimin Meclis’teki temsiliyetinden rahatsızsanız, siz sadece onlardan değil, onların temsil ettiği halktan rahatsızsınız demektir. Hadi bizi Meclis’ten attınız. Bize oy vermiş 6 milyon insanı ne yapacaksınız? Onları nereye atacaksınız? Ülkenin dışına mı atacaksınız? Vatandaşlıktan mı çıkaracaksınız? Ne yapacaksınız?

Peki neden yanlışta ısrar ediyorlar? Zaman kazanmak istiyorlar. Türkiye değişim sancısı yaşıyor. Erdoğan ve etrafında kümeleniş güç, değişim sürecinde demokrasi güçleri, kazanmasın, biz kendi ajandamızı hayata geçirelim ve değişim bizim lehimize tamamlansın istiyorlar. Yoksa, bu mücadelenin bitmeyeceği, yenilmeyeceği bizden çok onlar tarafından da biliniyor.

Meclis yolunu kapatırsanız, siz insanlara kendi elinizle dağ yolunu açmış olursunuz. Evet oyu vererek insanların demokratik siyasete olan inancını kırıyorsunuz.

DBP’nin 102 belediyesi var. Onlarca belediye eşbaşkanı, meclis üyesi ve eş genel başkanı tutuklu. 2009’da KCK adı altında başlayan tutuklamaları hep Cemaate bağladılar. Ergenekon’u Cemaat yaptı, tahliye ediyor özür diliyorsunuz. Madem KCK adı altındaki operasyonları da Cemaat yaptı, Hükümet neden onları tutukluyor?

Meclis AKP’nin malı değil

Toplum öylesine büyük bir travma yaşıyor ki. Bir yanda yakılıp yıkılan şehirler, evsiz barksız kalmış 100 binlerce insan. İnsanların cebinden para harcayarak aç susuz elde ettiği seçim zaferini burnundan getirmek istiyorsun. Biz devlet parasıyla seçim kampanyası yapmadık. Zorluklar içinde seçim çalışması yaptık. İl-ilçe binalarımız saldırıya uğradı, mitinglerimiz bombalandı.

Bu insanlar bu kadar zorluğa rağmen Meclis’teler, sözlerini söylesinler demek yerine “Vay sen bunu konuştun, Meclis’ten git” demek hadsizlik. Bir de, Meclis bir devlet dairesi değil Fakat AKP Meclis’i kendi malı gibi görüyor. Restoranından tutun kapıdaki güvenlikçisine kadar herşeyi kontrol etmek istiyorlar. Burası bizim malımız diyorlar. Hayır, Meclis halkın malıdır.

Erdoğan bir de şu hissiyatı uyandırmak istiyor: Meclis işlemiyor. Bana başkanlık verirseniz her şey tıkır tıkır işler diyor.

PKK sorun değil, sorunun bir sonucu

Biz açıklamalarımızla şiddete çağrı değil, uyarı yapıyoruz. Kaygılarımızı paylaşıyoruz.

Savaş durumu, demokratik siyaset alanını zehirliyor. “Erdoğan savaşı başlattı, PKK de buna uydu” görüşüne katılmıyorum. Ortada silah bırakmaya hazırım diyen bir örgüt varsa siz orada ben hepsini öldüreceğim diyemezsiniz. İki çözüm var: Ya hepsini öldürürsünüz ya da silahlarını bırakırlar. Sen ikinci yolu denemiş, tam sonuç alacakken masayı devirmişsin. Erdoğan açıklama yaptı, “Benden yana mısın PKK’den mi?” Sen niye bizi iki seçeneğe sıkıştırmaya çalışıyorsun?

Biz şiddetle aramıza mesafe koyuyoruz. İki tarafın da kullandığı şiddetle aramıza mesafe koyuyoruz. Biz illa AKP, MHP, CHP’nin durduğu yerde mi duracağız? PKK’yi hep bir sorun olarak gördüler. Hayır, PKK bir sorun değil bir sorunun sonucudur. Cizre yakılıp yıkılırken biz nasıl AKP’nin yanında dururuz?

Çözüm için de Hükümet’e seslenmek doğrudur. Yeni Anayasa Kandil’de yapılmayacak ki. Alevilerin hakları iade edilmeli, Kürt sorunu çözülmeli. Bunları PKK’den mi isteyelim? Şiddetle aramıza mesafe koymalıymışız. Hadi be oradan! Şiddetle arama mesafe koyacaksam en çok seninle mesafe koymam gerek.

Dolmabahçe Mutabakatı, 22 gün sonunda mutabakatla oluştu

İmralı’da görüşmeler devam ederken zaman zaman krizler yaşanırdı ama çözülürdü. Aman süreç kopmasın diye büyük emekler sarf ettik. Fakat iş yavaş yavaş olgunlaşmaya başladığında, devlet heyeti “Beyefendi giderek rahatsız oluyor”u hissettirdi. Biz de süreç bozulabilir diye çok tedirgin oluyorduk. Çünkü ortada bir gözlemci yok, tutanak yok, resmiyet yok.

Dolmabahçe Mutabakatı İmralı’da konuşuldu. Devlet heyeti de vardı. Erdoğan’a da bilgi verilmişti. 22 gün boyunca tartışmalar sürdü ve sonunda ortak bir metinde anlaşıldı. Mutabakat değil diyorlar ya, böyle bir mutabakatla oluşturuldu.

Ben Antalya’daydım, gazeteciler soru sordu, ben de “Orada 10 madde var” dedim. Çünkü mutabakatta o 10 madde vardı. Hükümet çevrelerinden yapılan açıklamalara bakın, “PKK silah bıraktı” diyorlar. Ben de çıkıp doğru ama eksik dedim. Ortada o 10 madde var.

7 Haziran seçimlerine giderken, Erdoğan PKK’ye silah bıraktırdı şeklinde bir illüzyon yaratmak istediler. Bizim söylemlerimiz hesaplarını alt üst etti. Sonra da bir anda, “Demirtaş süreci bozdu” demeye başladılar. Sanki PKK silah bırakmış da ben engel olmuşum smile ifade simgesi

Süreç seni başkan yaptırma süreci miydi!

Erdoğan şunu gördü: Barış ortamı HDP’ye oy kazandırıyor. HDP seçime parti olarak giriyor, barajı aşarsa AKP Hükümet’ten düşebilir. Seçime parti olarak girmemiz rahatsız etti. Bakın bizim seçime parti olarak girmememiz için ellerinden geleni yaptılar. İmralı’da da kulis yaptılar. Partimize adamlar gönderdiler. Bize seçime parti olarak girince de siz süreci bozmak istiyorsunuz dediler. Neden? Bu süreç sana 400 milletvekili verme süreci midir? Bu süreç seni başkan yapma süreci midir? Erdoğan süreçten kendisine bir şeyler çıkarmaya çalıştı ve süreci bundan dolayı bozdu. Erdoğan’la masanın yeniden kurulabileceğine inanmıyorum. Erdoğan’ın olumlu bir yaklaşımı olsaydı bu iş bir ayda çözülürdü. Kürtler bir halktır ve bir halkın ne hakkı varsa almalıdır. Mesela budur. Ama Erdoğan hiçbir zaman bu zihniyete gelmedi. Milletin dili tektir diyor. Kürtçe diye bir dil var. Nasıl tek dil olur? Bizi birleştirecek olan şey dil değil. Bizi bir arada tutacak şey inanç da değil. Farklı insanlardan insanlar var. Erdoğan düşünce itibariyle ırkçıdır. Böyle bir adamdan demokrasi falan çıkmaz. Bununla oturup neyi konuşacağız? Siyasi mücadelenin sürmesi lazım. Erdoğan rejimi diye bir şey yoktur, Erdoğan dönemi vardır. Erdoğan dönemi de, onun siyasi hayatının bitmesiyle sona erer.

Dikkat ederseniz Erdoğan, başkanlıktan ne kast ettiğini bugüne kadar hiç anlatmış değil. Hangi yetkileri istiyor, hiç anlatmıyor. Modeli açmıyor. Çünkü içinde demokrasi yok. Mücadelemiz Erdoğan karşıtı kişisel bir mücadele değil bu. Bu bir demokrasi arayışıdır. Erdoğan gittiğinde demokrasi mi gelecek, hayır. Bu mücadelenin, bu yürüyüşün kendisi zaten demokrasiyi inşadır.

Erdoğan bir toplumsal sistem nasıl kurulur onu da bilmiyor. Mesela imam hatipli sayısı 60 binden 1.5 milyona çıkmış ama Erdoğan onlarla ne yapacak? O da bilmiyor. Oy versinler yeter diyor. Deneyimlerden çıkan bir birikimi de yok. 14 yıldır konuşuyor, orijinal tek bir cümlesi yok.

Sadece lider etrafında gelişen partiler, lider gittiğinde dağılır biter. AKP öyledir. AKP’nin siyasi tarihi uzun olmayacaktır.

Barış demekten vaz mı geçeceğiz

Yasa dışı silahlı güç, silahlarını konuşarak bırakmak istiyorsa devlet bunu göz ardı ederek illa öldüreceğim diyemez. Bu meşru değildir. Efendim “O terör örgütü, ateşkes yapmayız.” E yaptınız? Deniliyor ki barış diyen terör örgütünden yanadır. Böyle söylüyorlar diye biz barış demekten vaz mı geçeceğiz?

Şimdi söylediğimiz bir eleştiri değil, süreç bu kadar kapalı yürümemeliydi. Ama Hükümet kapalı olmasını istedi. İşin güvencesi, süreç başlarken Erdoğan ve Öcalan’dı doğru ama, bu işi sonuçlandıracak onlar değil, toplumdu.

Davutoğlu insanların yakılması emrini verdi

Davutoğlu aslına hiçbir zaman başbakan olmadı. Seçim döneminde söylemiştim, Davutoğlu’nun seçimi kazanması kendisinin gitmesine neden olur. Başbakanlık kurumu fiilen yoktur. Davutoğlu, Saray’daki ne dediyse tıpış tıpış yaptı. Davutoğlu bunun vebali altındadır. Devam eden yıkımların en ateşli savunucusu Davutoğlu’ydu. Cizre’de insanların yakılmasına göz yuman hatta bunun emrini veren Davutoğlu’dur. Belki de Erdoğan olmasa daha gaddar olur. Öyle, Davutoğlu demokrattı görüşüne katılmıyorum. %49.5 oy alan bir partinin genel başkanı olarak beni genel başkanlıktan alamazsın diyemedi. Erdoğan beni görevden alamaz mesela. Davutoğlu görevden alınmasına ilişkin daha tek bir cümle kurmadı. Niye? “Dava zarar görmesin.” Ortada bir dava da yok aslında. Bir davanız varsa çıkın onu savunun. Şimdi Bülent Arınç bugün açıklama yapmış. Geçti Bor’un pazarı. Senin döneminde üniversitelerde paneller yasaklanıyordu. Şu anda yayında olduğum imc tv’yi adını söyleyerek hedef gösteren, başbakan yardımcısı olduğu günlerde Arınç’tı. O gün çıkıp konuşacaktın. Geçti artık.

Merkez medyaya çıkmamam için özel çaba var

Biz PKK’nin siyasi kanadı olsak, PKK’yi doğrudan temsil etsek çıkar söylerdik. Ama biz PKK’yi temsil etmiyoruz. PKK de siz bizi temsil etmiyorsunuz diyor zaten. Bunları söylüyoruz ama sesimiz toplumun geniş kesimlerine ulaşmıyor. Erdoğan ve etrafındaki kirli propaganda araçları çok etkili işliyor. Görüşlerimizi sık vurgulayayım da nerede? Bir yıldır merkez medyaya çıkmamam için özel bir çaba sarf ediliyor.

Alçakları unutmayalım

Sadece kendileri konuşsun diye de ellerinden geleni yapıyorlar. Geçici bir başarı sağlayabilirler ama kalıcı bir başarı kazanamazlar. Erdoğan dönemi kapanacak, geriye beddualar kalacak. Gemi batmaya başlayınca bir anda hepsi terk edecek. Bugün ballı maaşlar alan şakşakçılar o gün Erdoğan’a çakmaya başlayacaklar. Ama toplum bu alçakları lütfen unutmasın. Yarın “Erdoğan’ı en çok biz eleştiriyoruz, biz çok demokratız” diyecekler, toplum bunları affetmesin. Ayda 50 bin dolar alan ‘gazeteci’ler her gün bir Erdoğan güzellemesi yazmak zorunda. Yapmazsa ballı maaşı, köşeyi televizyon programını kaybedecek.

– Meclis Cuma günü kendini savunmalı

“Biz PKK’nin de savaşını istemiyoruz, devletin operasyonlarını da” diyelim. Cuma günü Meclis, “Ben senin resmi dairen değilim” demeli. “Sen oturduğun Saray’dan buraya talimat veremezsin” demeli.

Meclisleri halk kurar

Parlamentoları halk kurar. Halk diyebilir ki halk meclisi kuruyorum. Örneğin İzmir, ağırlıklı CHP’ye oy veriyor ama İzmir’i AKP merkezden yönetiyor. İzmir dese ki biz burada yerel meclis kuruyoruz, bunun yasallaşması için de mücadele edeceğiz dese bunu neresi gayri meşrudur? Ankara’da Meclis kurulduğunda yasal bir güvencesi mi vardı? Meclis dediğimiz şey tehlikeli bir şey değildir. Bu bir rest çekmeden çok, partimizin programını bir gereğidir. Biz bunun mücadelesini TBMM dışında da sürdürürüz. Önerdiğim, demokratik siyasi bir mücadeledir. Ne deseydim? Bizi Meclis’ten atarsanız Kandil’e gideceğiz mi deseydim?

Öcalan gidişatı değiştirebilir

Bugün İmralı’ya bir heyet gidecek olsa, dünyanın gözü kulağı o heyette olur. Öcalan gidişatı ters yüz edebilecek yeni şeyler söyleyebilir, ama bu da Erdoğan’ın işine gelmiyor. Bir adada tek başına olmanın kendisi tecrittir. Bir insanı bir adada cezaevine koymayıp tek başına bıraksanız da bu bir tecrittir.

 Kitlesel mitingler

Meclis AKP’nin malı değildir. AKP bu Meclis’i işletmiyor diye tutup bir kenara atacak, faşizme terk edecek değiliz. Sokağa çıkacağız. Önümüzdeki günlerde kitlesel büyük mitinglerimiz olacak. Diktatörlüğe HAYIR diyoruz. Sokağı dinamik olarak kullanma hakkını kullanmada herkes duyarlılık göstermeli. Provokasyonlara gelmeden alanlara çıkış olursa gidişat değişecektir.

 Barajın üstündeyiz

Yarın bir erken seçim olursa partimiz barajın üstündedir. Yaptırdığımız üç ankette 11.2 ve 11.4 aralığında çıktık. Halk onursuzlaştı da gidip evini yakıp yıkan AKP’ye oy verecek demek halka hakarettir. Cizre’de seçim olursa AKP mi kazanacak? Bize eleştirilerini anlıyorum. Yeterince başarılı olsaydık savaşı durdurmuş olurduk. Hiç lafı evelemeden gevelemeden özeleştirimizi yapıyoruz. Ama bu var diye insanlar gidip AKP’ye oy vermiyor.

 Halk HDP’yi kendisi olarak görüyor

Halk HDP’yi klasik bir siyasi parti olarak görmüyor kendisi olarak görüyor. “Kendimden nasıl vazgeçerim” diyor. Seçim dönemlerinde akşama kadar aç çalıştı insanlar. Bu insanlardır partinin sahibi. Kendisinden vazgeçer, partisinden vazgeçmez!

Etiketler: / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ